22 Aralık 2009 Salı

İkili ilişkilerden bıçakla sıyrılmış felsefe konuşmaları - I.

Şu kadınlardaki (kadınlar dedim çünkü gözlemlerime göre bunu genellikle yapanlar kadın. Aradaki pesimist, ibne ruhları saymıyorum bile.) her şeyi olumsuz yönüyle görme psikozundan nefret ediyorum. Alın size iş ve gelecek kaygılarıyla dolu bir diyalogtan örnek:

- Peki ya iş bulamazsan ne olcak ya da buldun da yarın öbür gün işten çıkarsalar ne yapacaksınız?
- Ya kızım nedir sizin bu ya olmazsa olayınız? Niye hep boş olan yanını görüyonuz bardağın?
Çıkartırsalar başka iş bakacağım. Ordan kovdular başka iş bulacağım. "Ya bulamazsan?" diye soracaksın; ya bulamazsam da limon satacağım. Ya limon vermezlerse bana, hıyar satarım onu da mı vermediler mendil açar dilenirim. Eee bu seferde zabıta... ondan sonra tek çare vurdurmak.
Ya bana vurmazlarsa...
- Ben seni kızdımak istemiyorum
- Hayır kızmadım. Anlatmaya çalıştığım olay bu, en dibe kadar sürükler bu tarz düşünce insanı...
Kendi kendine en kötüsünü düşünerek acı çekersin. Ki bu enayiliktir.

ağır trip altında yazılı savunma...

ışık yakıyor gözlerimi. kapatın şu ışığı memur bey.....

derin yaralar bırakıyor baktığın her yer. bakma bana artık. utanıyorum kendimden ben. canımı yakıyor sevgi sözcükleri. herbiri çengele geçirilmiş solucanlar gibi. tutamayıp kendimi saldırıyorum bütün hepsini yemek için.

heryerime takılıyorsun. her yerimde kanıyorsun. sevme beni artık. yorgunum diyorum.

yalnızlıktan yoruldum. çoğulluktan yoruldum. görme beni artık. gözlerimin üstünde sigara söndürülüyor gibi
oluyorum. bayılmak üzereyim inan bana. evimin yolunu tarif et ve git. bu bile benim için fazla. tarif et ve git kısmı yeter bana. ne bileyim bişeyleri tarif et ve git işte. hatta sadece git. ve hatta...

(boşluk olan kısmı silah sesleri kaplıyor.)

kanlar içinde sipere yığılıyorsun.... bakma bana artık. gerçekten korkuyorum.

omzundan girmiş bir tanesi. biri bacağında. diğeri neredeyse kafanı patlatıyormuş. ucuz atlatmışsın. elini uzatıyorsun bana. ben korkuyroum. tutamıyorum elini.

diyorum ki: bir savaşın orta yerinde müttefik aşıklardık neden yabancılaştık?

diyorsun ki bunları sen söylemiyorsun şarkı bunlar...

diyorum ki: o kadar emindim ki...

ölmek üzere olduğunu anlıyorum o an. ve gözyaşları içinde düşüncelerimin içinde kış uykusuna yatıyorum. altı ay boyunca ölü kalmak istiyorum ben. ne hissetmek ne de düşünmek istiyorum. yaşamsal tüm faaliyetlerimi
durdurmak. kalbimi kopartıp atmak istiyorum. bir kuyunun dibinde ölü bulunmak istiyorum altı ay sonra...
belki bir insan kalıntısı. tanrım... lanet olsun. altı ay sonra uyandığımda şu silahın elimde olmamasını istiyorum.

tanrı beni duymuyor bugün.

bütün yolları koşarak gidebilir miyim düşüncesi beni sokağa itti. bütün gücümü harcayıp üç sokak koşabildim.
lanet dünya neden bu kadar hızlı dönmek zorunda ki? bir sokak daha koşarsam bitecek herşey deyip ayağa kalkıyorum.

(tanrım nasıl bir tripteyim ben??)

yollar ayaklarıma düğümleniyor. takılıp gardımı düşürüyorum. o anda bi kroşe dudağımda patlıyor. bir aparkat geliyor asfalttan yine asfalta gömülüyorum. tam doğrulup kalkacakken mideme bir kaldırım taşı tekme atıyor.
iki büklüm knock-out oluyorum. niye faul çalınmadı....
neden diskalifiye edilmiyor bu ibne hayat... niye kaybettim
hiç haketmemişken

iki polis gelip koltuk altlarımdan ringin köşesine taşıyor beni.ve direklerden birine kalepçeliyorlar bileklerimi
hangi renk köşe benimdi bilmiyorum. bilmiyorum. bu lanet tribe neden girdim
bilmiyorum...

üç kere bastım tetiğe ben.

bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdi.

21 Aralık 2009 Pazartesi

ne içiyorsan banada ondan söyle...



ben hep kötü bir cambazdım zaten
talihimde yırtık bir ağ...
elimdeki şemsiye hiç açılmadı
hep yapıştım beton zemine
izleyenlerin meraklı bakışları arasında

her zaman nanik yapılmaz trapezdeki bir adama.
ne içiyorsan bana da ondan söyle...
işi bırakıyorum artık...

19 Aralık 2009 Cumartesi

HERKESİN GÖTÜNE BİR AMPUL SAPLANMIŞ GİBİ DURUYOR ORTAMDA BU KADAR IŞIK VARKEN

hepimiz ne kadarda bilgeyiz...

ne kadar da deneyimliyiz hayatta. her konuda bir miktar bilgimiz var. doğru yanlış olması değil önemli olan. sadece bilmemiz gerektiği kadarı yeter bize. başkalarına yutturabildiğimiz kadar da aydın. HERKESİN GÖTÜNE BİR AMPUL SAPLANMIŞ GİBİ DURUYOR ORTAMDA BU KADAR IŞIK VARKEN. herşey gayet açık. ve herşey bu kadar ışıktayken saklanması gerekilen kusurlarda batıveriyor göze. florasan beyazı saçmalıklar, 60 mumluk ampul sarısı idiotluklar v.s.
ve kimsede göremeyecek ne yazık tasarruflu ampuller gibi az enerji harcayıp çok ışık vermeye çalışan beyinleri. çünkü herkes kendi sanal bilgeliğinde, çünkü herkeste bir HASSİKTİR! havası. çünkü herkes en çoğunu biliyor. zamanı dolmadan sırf eğlence olsun diye, sırf ibneliğine bir kaldırım taşına vurulup patlatılacak...

herkes ne kadar da ilgili herşeyle...

HASSİKTİRİN LAN!!! götünüzün bir kısmı ışık gördü diye aydın mı sandınız kendinizi...